"If it does come down to Messi against Ronaldo, well, Messi is one of the best players in the world, but give me Ronaldo. Messi is wonderful on the right but Ronaldo is terrific on the right, the left and through the middle as well. He also scores goals with his head, which Messi couldn’t do even if they put a top hat on him." demiş efsane futbolcu/teknik direktör. 2009 şampiyonlar ligi finali öncesi, Messi-C. Ronaldo karşılaştırması üzerine yapılmış bir yorumu. Son cümlesi der ki; "Messi'nin kafasına uzun şapka koysanız dahi atamayacağı kafa gollerini C. Ronaldo atıyor." Messi dün gece attığı müthiş (şapkasız) kafa golü ile öpücüklerini yollayarak, 'futbolda efsane olup da futbolun hâlâ ne olduğunu anlamayanları morartma enstitüsü'ne katkıda bulunmuştur.
28 Mayıs 2009 Perşembe
28 Şubat 2009 Cumartesi
Türkiye - Avrupa
Hani derler ya, "Kardeşim, Avrupa'yı gittim gördüm, vallahi adamlardan bi 100 sene gerideyiz ya..."
Yaklaşık olarak doğru. Aşağı yukarı 70 sene geriden geliyoruz aslında, hatta kanıtı bile var; 70 sene önce İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler liderdi...
Yaklaşık olarak doğru. Aşağı yukarı 70 sene geriden geliyoruz aslında, hatta kanıtı bile var; 70 sene önce İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler liderdi...
13 Ağustos 2008 Çarşamba
Gerizekalı olan bir adım öne çıksın
2006 yılı sonuna doğru AK Parti'den açıklama: "PKK'yı bitirdik."
2007'nin ilk 6 ayında 50 küsür şehit.
2006 yılı başında AK Parti'den açıklama: "Ekonomimiz iyiye gidiyor, enflasyon düşük."
2006 sonunda elektriğe %24 zam, memur maaşına %7, asgari ücrete %5.
2004 yılında AK Parti'den açıklama: "Halka eşitlik ve demokrasi getiriyoruz."
2005 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verileri; azınlık olan çok zengin kesim daha önce olmadığı kadar zengin olmuş, çoğunluk olan orta halli ve fakirler daha önce olduğundan da fakir.
2007 seçimleri sonucu AK Parti %47.
Hangimiz gerizekalı detayları konuşup anlaşalım yahu, olmaz mı?
2007'nin ilk 6 ayında 50 küsür şehit.
2006 yılı başında AK Parti'den açıklama: "Ekonomimiz iyiye gidiyor, enflasyon düşük."
2006 sonunda elektriğe %24 zam, memur maaşına %7, asgari ücrete %5.
2004 yılında AK Parti'den açıklama: "Halka eşitlik ve demokrasi getiriyoruz."
2005 yılı Türkiye İstatistik Kurumu verileri; azınlık olan çok zengin kesim daha önce olmadığı kadar zengin olmuş, çoğunluk olan orta halli ve fakirler daha önce olduğundan da fakir.
2007 seçimleri sonucu AK Parti %47.
Hangimiz gerizekalı detayları konuşup anlaşalım yahu, olmaz mı?
21 Temmuz 2008 Pazartesi
Cumhuriyet
yıllardan 2002'deyiz, güzel bir yaz günü...
Türkiye A Milli Futbol Takımımız Dünya Kupası'nda. Tribüne bir göz atalım;
Cumhurbaşkanımızın eşinin başı açık, Başbakanımızın eşinin başı açık, Başbakan Yardımcılarının eşlerinin başları açık, Dışişleri Bakanı'nın eşinin başı açık. Futbol Federasyonu Başkanı'nın eşinin başı açık.
olaylar gelişir...
geliriz yıllardan 2008'e... yine güzel bir yaz günü...
Türkiye A Milli Futbol Takımımız Avrupa Kupası'nda. Tribüne bir göz atalım;
Cumhurbaşkanı'nın eşi türbanlı, Başbakan'ın eşi türbanlı, Başbakan Yardımcılarının eşleri türbanlı, Dışişleri Bakanı'nın eşi türbanlı, Futbol Federasyonu Başkanı'nın eşi türbanlı.
İşte Türkiye Cumhuriyeti yerine şeriat getirmeye çalışıyorsanız, aynen bu şekilde çalışırsınız.
Türkiye A Milli Futbol Takımımız Dünya Kupası'nda. Tribüne bir göz atalım;
Cumhurbaşkanımızın eşinin başı açık, Başbakanımızın eşinin başı açık, Başbakan Yardımcılarının eşlerinin başları açık, Dışişleri Bakanı'nın eşinin başı açık. Futbol Federasyonu Başkanı'nın eşinin başı açık.
olaylar gelişir...
geliriz yıllardan 2008'e... yine güzel bir yaz günü...
Türkiye A Milli Futbol Takımımız Avrupa Kupası'nda. Tribüne bir göz atalım;
Cumhurbaşkanı'nın eşi türbanlı, Başbakan'ın eşi türbanlı, Başbakan Yardımcılarının eşleri türbanlı, Dışişleri Bakanı'nın eşi türbanlı, Futbol Federasyonu Başkanı'nın eşi türbanlı.
İşte Türkiye Cumhuriyeti yerine şeriat getirmeye çalışıyorsanız, aynen bu şekilde çalışırsınız.
19 Haziran 2008 Perşembe
Eğlenelim Öğrenelim: Birleşik Krallık
Birleşik Krallık bir ülkedir. 4 devletten oluşur; İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda. Yandaki bayrağı görüp, "aha biliyorum İngiltere bayrağı" derseniz yamulursunuz.
Bu 4 devlet iç işlerinde birbirlerinden bağımsızlardır. Vaktizamanında İskoçya krallıktı, Galler prenslik, İrlanda da İngiliz sömürgesiydi.
Birleşik Krallık'ın yazılı bir anayasası yoktur.
Bu 4 devlet iç işlerinde birbirlerinden bağımsızlardır. Vaktizamanında İskoçya krallıktı, Galler prenslik, İrlanda da İngiliz sömürgesiydi.
Birleşik Krallık'ın yazılı bir anayasası yoktur.
Bayrakları biraz inceleyelim; İskoçya bayrağı:

İngiltere bayrağı:

1783-1922 yılları arasında kullanılan İrlanda bayrağı:

Bu üç bayrağı üst üste oturtun, a-aa! En üstteki Birleşik Krallık bayrağı oluştu değil mi? Bakın, daha o zamanlar Voltron yoktu ama o mantaliteye sahip devlet adamları varmış demek. "İngiltere, İskoçya, İrlanda bayrakları birleştirilmiş de, Galler niye dışlanmış" diye düşünecek olursak, sebebini ben de bilmiyorum ama estetik açıdan olabilir, Galler de olsa karman çorman bir şey olurdu Birleşik Krallık'ın bayrağı.
Yazının bu kısımdan sonrası, Metin Münir'in Milliyet'teki yazısından alıntıdır. Üç yüz yıldan beri birlik içinde yaşamasına rağmen İskoçya’da hâlâ sönmemiş bir bağımsızlık ateşi var.
1997’de Tony Blair’ın İşçi Partisi hükümeti devolution olarak adlandırılan bir süreçle İskoçya’ya bir tür yerel hükümet bahşetti. Amaç İskoçları daha yakın, ihtiyaçlarına karşı daha hassas bir yönetime kavuşturmaktı.
Devolution, merkezi hükümetin bir bölgeye bazı yetkiler aktarmasına verilen isimdir.
Devolution ile federasyon veya konfederasyon arasındaki fark şudur: Devolution’da devlet bir ve bütün olmaya devam eder. Merkezi hükümet, devrettiği hakları geri alma yetkisini korur. İskoçya mahalli hükümeti sadece eğitim ve sağlıktan sorumludur. Geriye kalan yetkiler (iç işleri, savunma, dış işleri, maliye) Londra tarafından kullanılmaya devam ediliyor.
Geçen seneki seçimler İskoçya’nın bağımsızlığını isteyen muhafazakâr Milli İskoçya Partisi’ni iktidara getirdi.
Milliyetçiler isteselerdi bağımsızlık konusunda hemen bir referanduma gidebilirlerdi. Ama gitmediler çünkü yapsalar büyük bir olasılıkla “istemezük” kararı çıkacağını biliyorlar.
İskoçların çoğunluğu kopuş istemiyor. Kamuoyu araştırmalarına göre bağımsızlık taraftarları üçte birin altında. Son bir araştırma bu sayının yüzde yirminin altına indiğini gösteriyor.
Gururlu ve bağımsız doğalı İskoçlar neden bağımsızlık istemiyor olabilirler?
Yüzyıllardır karışık yaşayan, birbiriyle evlenen, birçok gelenek ve göreneği paylaşan, ekonomik çıkarları ortak olan toplulukların birbirinden kopması o kadar kolay değildir. Eğer her ikisi de mutluysa, biri diğerine ayrımcılık veya haksızlık uygulamıyorsa, tabii.
Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown’un İskoç olması Birleşik Krallık’ta kimin, hangi ırktan geldiğinin önemli olmadığını gösteriyor.
Eğer İskoçlar İngiltere’den ayrılıp kendi devletlerini kurma kararı alsalar İngilizlerin tepkisi ne olur, biliyor musunuz? Hiçbir şey. Umurlarında bile olmaz.
Bir ülkenin ne kadar müreffeh ve mutlu olduğunu tayin eden coğrafi büyüklüğü veya nüfusu değildir. Ne kadar akıllıca yönetildiği, ne kadar uygar olduğudur.
Etiketler:
Birleşik Krallık,
Devolution,
Galler,
İngiltere,
İrlanda,
İskoçya
15 Haziran 2008 Pazar
Türkiye - Romanya
Herhangi bir kupada eşleştik diye değil, karşılaştırma yapacağımdan "Türkiye - Romanya" yazdım...
Türkiye A Millî Futbol Takımı, Euro 2008'de çeyrek finale çıktı diye, futbolcu başına 250 bin euro prim ödeniyor. 23 x 250000 'den 5 milyon 750 bin euro gitti bile. Romanya A Millî Futbol Takımı'na prim teklif edilir Romanya federasyonu tarafından, futbolcular kabul etmez, "biz Romanya için oynuyoruz" derler. Bizim Türkler "milliyetçiyiz" diye geçinir.
Bizim teknik direktör yılda 1 milyon euro'ya yakın maaş alır, (yoksa sömürür mü demeliydim) Romanya'nın teknik direktörünün yıllık maaşı 200 bin euro civarında.
Bizimkiler Portekiz'e (şanslı oldukları için) 2-0 yenilir, (o maçta 14 kişi oynamıştık, 3 kale direği de bizim takımdaydı) Romanya ise Fransa'ya da İtalya'ya da yenilmez.
Ne kadar rahat para harcanıyor şu futbolda...
Doğru ya; futbol dediğin, açlıktan da, işsizlikten de, eğitimden de önemli bu ülkede, harcayın...
Sonra "neden Romanya Avrupa Birliği'nde ama biz değiliz?" diye sorun.
Türkiye'nin bu sportif başarısını devam ettirmesi, primleri ve maaşları katlanarak artıracaksa ekonomik krize kadar yolu var bunun, bilesiniz. "neden çocuğumu okutamıyorum, neden iş bulamıyorum?" gibi soruların bir sürü yanıtlarından bir tanesini bulmuş olduk böylece... Seviyoruz Türkiye'yi yine de, değil mi?
Türkiye A Millî Futbol Takımı, Euro 2008'de çeyrek finale çıktı diye, futbolcu başına 250 bin euro prim ödeniyor. 23 x 250000 'den 5 milyon 750 bin euro gitti bile. Romanya A Millî Futbol Takımı'na prim teklif edilir Romanya federasyonu tarafından, futbolcular kabul etmez, "biz Romanya için oynuyoruz" derler. Bizim Türkler "milliyetçiyiz" diye geçinir.
Bizim teknik direktör yılda 1 milyon euro'ya yakın maaş alır, (yoksa sömürür mü demeliydim) Romanya'nın teknik direktörünün yıllık maaşı 200 bin euro civarında.
Bizimkiler Portekiz'e (şanslı oldukları için) 2-0 yenilir, (o maçta 14 kişi oynamıştık, 3 kale direği de bizim takımdaydı) Romanya ise Fransa'ya da İtalya'ya da yenilmez.
Ne kadar rahat para harcanıyor şu futbolda...
Doğru ya; futbol dediğin, açlıktan da, işsizlikten de, eğitimden de önemli bu ülkede, harcayın...
Sonra "neden Romanya Avrupa Birliği'nde ama biz değiliz?" diye sorun.
Türkiye'nin bu sportif başarısını devam ettirmesi, primleri ve maaşları katlanarak artıracaksa ekonomik krize kadar yolu var bunun, bilesiniz. "neden çocuğumu okutamıyorum, neden iş bulamıyorum?" gibi soruların bir sürü yanıtlarından bir tanesini bulmuş olduk böylece... Seviyoruz Türkiye'yi yine de, değil mi?
Etiketler:
a milli takım,
Euro 2008,
Fatih Terim,
futbol,
maaş,
Romanya,
Türkiye
4 Haziran 2008 Çarşamba
més que un club

Bir kulüpten daha fazlası; FC Barcelona. Katalanların, hatta bir bakıma özgürlüğün sembolü. İspanya'da diktatörlüğe, ayrımcılığa bir başkaldırının ismi.
1930'lu yıllarda, yani İspanya İç Savaşı sıralarında faşist diktatör General Franco'ya en çok direnen bölge Katalunya'dır. Franco'nun ırkçı uygulamalarıyla beraber, Katalanların Katalanca konuşması, Katalan marşı söylemesi, Katalan bayrağı taşıması yasaklandı. Fakat Franco'nun bu yasağı uygulamaya sokamadığı tek bir yer vardı; Les Corts, yani bugünkü Camp Nou diyebiliriz. Franco, takımı Real Madrid ile Les Corts'a geldiğinde, İspanya'nın marşı ıslıklanır, Katalan marşı var güçle söylenirdi. Stadın her tarafı Katalan bayraklarıyla donatılırdı.
1925 yılında bir maçtan önce Barcelona taraftarı İspanya marşını yuhaladı diye, kulübün kurucularından başkan Joan Gamper, diktatörlük tarafından "İspanya'nın düşmanı dış mihrak" ilan edilerek sınır dışı edilir. Bugün hâlâ, her sezon başlamadan önce Joan Gamper Kupası düzenlenir.
Bu adaletsiz tarihin akışını Johan Cruyff'un İspanya'ya gelişi değiştirir. Cruyff, Hollanda'dan İspanya'ya Barcelona'ya imza atmak için geldiğinde, Real Madrid (Madrid Royal, yani Madrid Krallığı) Barça'nın her yıldız transferine burnunun soktuğu gibi Cruyff'u da Barça'nın elinden almak isterler. Cruyff, herkesi şaşırtacak doğru kararı verirken şunları söylemiştir: "Ne kadar para verirlerse versinler, Franco gibi bir katilin takımında asla oynamam."
Bu sözlerin üzerinden çok geçmeden, Barcelona, yine Santiago Bernabeu'ya gittiği bir El Clásico'da Cruyff'un muhteşem oyunuyla 5-0 yener. Madrid'te, Faşist Franco'nun gözleri önünde takımını bu derece hezimete uğratmak, tarihi yeniden yazmak ve Franco'nun yediği en önemli devrim tokadını atmak anlamına geliyordu. Franco'nun o günlerden sonra hastalanması ve 1 sene sonra ölümü, Katalanlarda esprili bir bakış açısının oluşmasına olanak verir: "Cruyff o kadar güzel oynadı ki, Franco acısından öldü."
Barcelonalılara göre, İspanya'da demokrasi, Franco'nun en önemli yandaşı Carrero Blanco'nun 1973'te öldürülüşüyle değil, 1974'te Barcelona'nın Madrid'i Madrid'te 5-0 yenmesiyle başlar.
Bu krallık-cumhuriyetçilik rekabeti günümüzde hala eskiden olduğu kadar şiddetli sürmektedir. Yakın tarihte, 1997'de, İspanya Kral Kupası finali Barcelona - Real Betis arasında oynanır. Bu sıradan bir final değildir, çünkü maç, kralın evi Santiago Bernabeu'dadır, maçtan hemen önce, İspanya milli marşı okunduktan sonra Katalan marşı da okununca, binlerce Katalan sevinç gözyaşlarına boğulur. Zamanında Katalunya'da bile yasaklanan Katalan marşının kralın evinde okunması, özgürlük savaşının en büyük zaferlerinden biridir. O maçı Barcelona'nın kazanıp kupayı alması da, Katalanlara çifte bayram yaşatmıştır.
Not: İspanya Kral Kupası'nı Barcelona, kralın takımı olan Real Madrid'ten daha fazla almıştır.
(2007/2008 sezonu itibariyle, Barcelona 24 kez, Real Madrid 17 kez)
Etiketler:
barcelona,
cruyff,
franco,
katalan,
katalunya,
més que un club,
real madrid
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
